DOLAR 32,9237 -0.44%
EURO 35,8836 -0.24%
ALTIN 2.534,76-0,62
BITCOIN 22303330,60%
İstanbul
31°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

TRABZON HABER BASINI TRABZON’A DAHA ÇOK ÖNEM VERMELİ

TRABZON HABER BASINI TRABZON’A DAHA ÇOK ÖNEM VERMELİ

ABONE OL
Ocak 30, 2022 18:19
TRABZON HABER BASINI TRABZON’A DAHA ÇOK ÖNEM VERMELİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

 

Fatih Mengüç, madencilik sektöründe faaliyet gösteren genç

ve başarılı bir iş adamı. TTSO Meclis Üyesi olan Mengüç, küçük

yaşta babasının yanında başladığı sanayiciliğe, üniversite

eğitimi sonrasında da devam etti.

 

“Bizim görevimiz; aldığımız eğitim ve babamızın belli bir seviyeye

getirdiği olguyu, işimizi daha yukarılara taşımaktı.” diyen Fatih Mengüç,

bu kültür ve anlayışla iş yaşamını sürdürüyor.

Mengüç’e göre başarının temel kriteri, “Herkesin bulunduğu sektörde

ülkeye, topluma en iyisini verebilmektir.”

 

“Ama ne yazık ki ülkemizde değer yargılarındaki yozlaşmadan kaynaklı

olacak, ekonomik kazanç elde ediyorsanız sizi başarılı görüyorlar.

Kazanca endeksli bir değerlendirme var.” diyerek önemli bir sosyoekonomik

ve kültürel tespit yapan Mengüç; bu anlayışın ağır bedellerini

ödediğimizi, Soma’da yaşanan olayın da bunun çok üzücü bir örneği

olduğuna işaret ediyor.

Madenciliğin hem ülke hem de bölgemiz için taşıdığı öneme de

dikkat çeken Mengüç, Karadeniz Bölgesi’nin madencilik potansiyelinin

yüksek olduğunu, bu potansiyelin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini

ifade ediyor.

 

Genç ve vizyon sahibi iş adamı Fatih Mengüç ile iş yaşamını, savunma

ve madencilik sektörünü, bu sektörlerin Karadeniz Bölgesi’ndeki potansiyelini

ve Trabzon gelişme imkânlarını ve Trabzon’un geleceğini konuştuk.

 

Fatih Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

 

1975 yılında Trabzon’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi Trabzon’da

tamamladım. Üniversite sınavına girdim ve Anadolu Üniversitesi

Elektronik Haberleşme Bölümü’nü kazanıp kaydımı yaptırdım. Fakat

daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Doğu Akdeniz Üniversitesi

Makine Mühendisliği Bölümü’nü kazandım ve burada okuyarak

yüksek tahsilimi yaptım. Ben kendini gerçek anlamda bir Trabzonlu

kabul eden, özellikle de Trabzon’un sanayisi içinde kabul eden biriyim.

Çünkü küçük yaşlardan itibaren babamın torna atölyesinde çalışan,

üniversite sonrasında da almış olduğum teorik eğitimin yanında pratik

tecrübeye de sahip olan şanslı biri olarak genç yaşımda babamızdan

kalma işimizin başına geçtim. 1994 yılında yine babamın önderliğinde

Trabzon’da ilk çok ortaklı şirketlerden biri olan Trabzon Silah Sanayii

(TİSAŞ) kuruldu. Burada çalıştım. Belki mübalağa olabilir ama o günkü

Doğu Karadeniz Silah Projesi benim için dünya ile çalışma, entegre

olma konusunda staj veya iş yapma kültürünü kazanma fırsatı oldu. O

proje aynı zamanda ülkemizdeki sanayi modellemesinde de örnek bir

projedir. Şöyle ki bu proje, Doğu Karadeniz Silah Projesi kapsamında

idi ve devletin oraya sadece şöyle bir teşviki vardı: ‘Türkiye’de silah

üretilmek isteniyorsa bu Karadeniz’de yapılacak.’ dendi. Bu vesileyle

Trabzon’da silah fabrikasının kurulumu gerçekleşti. Akabinde devlet,

Türkiye’de iş yapmak isteyen yabancı fi rmalara, ‘Eğer silah üretmek istiyorsanız

doğrudan Doğu Karadeniz’e gideceksiniz.’ dedi. Bu fi rmalar

Karadeniz’e gelince bizimle ortaklık görüşmeleri yaptılar. Bu da bizim

onlarla yaptığımız görüşmede dünya konjonktüründe ticaretin nasıl

olabileceğini öğrenmemiz açısından büyük bir fırsat oldu.

Fatih Bey, üniversite tercihini yaparken neye dikkat ettiniz? Babanızın

işi de etkili oldu mu?

Belki onun da etkisi vardı ama benim tercihim gerçek anlamda

bu işlerin içinde olmamdan kaynaklandı. Ayrıca sevdiğiniz işi kendi

benliğinizle kabul etmeniz de çok önemli. Eğitimim sonrasında şöyle

bir başarı da elde edildi; TİSAŞ’ın şu anda ürettiği Kanuni ve Zigana

tabancalarının bizzat AR-GE Müdürlüğü’nü yaptığım için biliyorum.

Bu alanda çok büyük fırsatlar olduğunu düşünüyorum. Savunma sanayinin

bölgemizde gelişmemesinin sebebi bu sektörün daha sonra

bölge kalkınma politikası olmaktan bir tarafa bırakılıp şu anda sanayi

bölgelerinde, İstanbul’da yapılabilir hâle gelmesidir. Onun için askerden

sonra 2002 yılında bu sektörde rekabet edemeyeceğimizin farkına

vardık.

 

TRABZONDA MADENCİLİK KÜLTÜRÜ ÇOK ESKİ YILLARA

DAYANIYOR

 

Bu nedenle siz de farklı bir iş arayışına girdiniz?

Günümüz ticaretinin olmazsa olmazları ya pazara ya da ham maddeye

yakın olmak zorundasınız. Bölgemizde hangi sektörlerin öne

çıktığını araştırdık. Bunlardan birisi kuyumculuk sektörü idi, bilhassa

hasır bilezik üretimi. Bunun yanında da madencilik ve enerji alanlarında

fırsatlar olduğunu gördük. Madenciliğe girmekteki en önemli

etkenlerden biri, bölgemizdeki madencilik kültürünün aslında çok eski

olmasıydı. Bölgemiz maden çeşitliliği anlamında da iyi bir potansiyele

sahip. Bir de yöremizde madencilik konusunda yetişmiş insan gücünün

farkına vardık. Böylece yerli ve yabancı partnerimizle birlikte bu

işe başladık.

Sadece Trabzonda mı  çalışmalar yapıyorsunuz?

Belli bir aşamaya gelince bölge yetmemeye başladı tabii. Karadeniz’de

son yıllarda madencilik alanında çevresel hassasiyetlerden dolayı

madencilik adımları çok yavaş ilerler hâle geldi. Bundan ötürü biz

de gerek ulusal ölçekte gerekse uluslararası düzeyde işimizi büyütmeye

karar verdik. Şu anda 2 fi ili maden işletmemizde üretim yapmaktayız.

Bunun yanı sıra çok sayıda yurt içinde ve yurt dışında maden araştırma

projelerimiz var.

 

DÜNYADA SÖZ SAHİBİ ŞİRKETLERLE İŞ BİRLİKLERİ YAPIYORUZ

 

Küçük yaştan itibaren içinde bulunduğunuz iş hayatınızda hedeflerinize

hangi oranda ulaşabildiniz?

Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı kazandığında 40 yaşındaydı; Enver

Paşa vefat ettiğinde 41 yaşında idi ve 13 savaştan çıkmıştı. Biz de bu

nedenle çok genç sayılmayız.

Tabii iş yaşamını iki şekilde değerlendirmek gerekir. İnsanların

hedefl eri olmalı ama illa o hedefl erde yürünecek diye kendimizi hırpalamamalıyız.

Ben kendi öz eleştirimi yaptığım zaman zaten iş hayatına

başlarken babadan bize akseden bir seviyede başladık. Bizim görevimiz

de aldığımız eğitim ve babamızın belli bir seviyeye getirdiği olguyu daha

yukarılara taşımaktı. Bu anlamda baktığımda kendimi çok da başarısız

olarak görmüyorum. Yaptığımız iş birliklerine baktığımızda dünyadaki

söz sahibi şirketlerle iş birliği yapmak bizim için bir başarıdır.

 

BULUNDUĞUM SEKTÖRDE ÜLKEME VE TRABZON’A EN İYİSİNİ VEREBİLMEK

BENİM İÇİN BAŞARININ TEMEL KRİTERİDİR

 

Sektörde faaliyet gösterirken öncelikleriniz nelerdir?

Benim için öncelikli olan; var olduğumuz sektörde ülkemize, toplumumuza

en iyiyi verebilmek başarının temel kriteridir. Bu sağlanırsa

ardından ekonomik ve sosyal başarı da geliyor. Ama ne yazık ki ülkemizde

değer yargılarındaki yozlaşmadan kaynaklı olacak, ekonomik kazanç

elde ediyorsanız sizi başarılı görüyorlar. Kazanca endeksli bir değerlendirme

var. Bu, bana göre sistemimizin bir hatası ve başarısızlığı.

Bedellerini de çok ağır ödüyoruz. Soma’da yaşanan facia, ekonomik kazancın

ön planda tutulup sosyal boyutların ihmal edilmesinden kaynaklandı.

Ardından Ermenek olayı yaşandı, onun da getirdiği sonuç o oldu.

 

Neden böyle olumsuzlukları yaşıyoruz?

 

En temel sebep, insanların değer yargılarını ekonomiye endekslemelerinden

kaynaklı. Olayların olduktan sonra tartışılması, olmadan

tedbir almadaki gerek kamu gerekse özel sektörün lakayt davranması

bunu tetikleyen etkenler. İnsanlar sosyal başarıyı değil, ekonomik başarıyı

öne çıkardığı için böyle durumlarla karşılaşıyoruz.

Tekrar sizin yürüttüğünüz çalışmalara gelelim…

Türkiye’de madencilikle ilgili tek boyutlu çalışmıyoruz, ticaretini ve

işletmesini yaptığımız gibi, sektörde daha çağdaş, daha güvenli, daha

güzel çalışmaların yapılması için de çalışmalar yürütüyoruz. Bunları

yaparken de şöyle bir olgumuz var; hem savunma sanayi hem de madencilik sektörü için baktığımızda ilk olarak bu sektörlerin

geçmişlerinin,tarihlerinin irdelenmesi gerekiyor ki geleceklerine yön verilebilsin.

Tarihe baktığınızda gerçekten de coğrafyamız maden çeşitliliği

açısından çok zengin. 120 ülke içinde ilk 10’dayız. Maden potansiyeli

bakımından da belli bor, mermer, krom, kurşun, çinko gibi madenlerde

ilk sıradayız. Ancak bunun ekonomiye kazandırılmasına bakıldığında

çok da başarılı olmadığımız görülüyor. Sektörün tarihi Anadolu’da

çok gelişmiş. Bu gelişmişliğe ayak uydurabilmiş miyiz, önemli olan bu.

Sanırım burada biraz hatalar var. Bu, Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmaya

çalışılmış.

Bizim sektörümüz çok komplike bir sektör. İş de başlı başına sırf

ekonomiyle veya akademik bilgiyle dönen bir sektör değil. Bunun için

Cumhuriyetin ilk yıllarında madenlerin araştırılması için MTA, işletilmesi

için ETİ, ruhsatlandırılmanın yapılması için de Enerji Bakanlığı

nezdinde Maden İşleri Genel Müdürlüğü kurulmuş.

Bana göre bunlar sektörümüz için yetmiyor. Artık madencilik çok

farklı bir sektör durumunda.

 

Yani madencilik ayrı bir bakanlık altında mı yapılandırılmalı?

 

Bizim bu konuda da çalışmalarımız var. Gerek ayrı bir bakanlık olarak

teşkilatlandırılması gerekse de farklı bir müsteşarlıkla yapılandırılması

lazım. Savunma Sanayi Müsteşarlığı gibi bunun örnekleri var. Bu

sağlanırken de bunu destekleyici düzenlemeler yapılmalı. Yani sadece

madenlerin araştırılması ve çıkarılması değil, madenlerin fi nanse edilmesinden

tutun da çevreye olan etkilerine kadar devletin bilfi il içinde

olmaktansa, denetleyici ve yönlendirici bir pozisyonda olması gereken

bir sistem kurulmalı. Tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi. Bunun için

çalışmalarımız ve teklifl erimiz var.

 

Karadeniz’deki maden potansiyelinin harekete geçirilmesinin bölge

ve ülke ekonomisine katkısı ne olur?

Bundan 5 yıl önce Trabzon’da bir SWOT analizi yapılmıştı ve öne

çıkan sektörler turizm ve madencilikti. Ancak unutmayalım ki madencilik

süreç anlamında uzun soluklu bir iş. Bugün bir madenin maden

olabilmesi için çok büyük zamana ve işlem adımlarına ihtiyaç var.

Teknik özellikleri, ekonomik özellikleri, işletilebilir olması gerekiyor.

Bunlar bölgemizde aktivite edilebilirse ve kolektif anlamda beraber çalışma

kültürü geliştirilebilirse ülkenin bakır rezervlerinin yüzde 75’i bu

bölgede. Karadeniz Bölgesi’nin madencilik potansiyeli yüksek ve bunun

değerlendirilmesi gerekiyor. Gelişen teknoloji ve üretim prosesleri

ile her devirde gözden geçirilmesi ve araştırılması gereken bir sektör.

Bu açıdan Karadeniz Bölgesi’nin de tekrar araştırılması gerekiyor.

 

İş hayatınızı derinden etkileyen önemli olaylar yaşadınız mı?

 

2005 yılında madencilik ve enerji potansiyeli olarak araştırmalar

yapıyorduk. 1926’da kurulan Visera Elektrik Santrali’nin fi zibilitesini

yapıyorduk. Orası 1960’lı yıllarda kapatılmıştı. Işıklar’da bir kahvede

otururken bir amca bizi bir süre dinledikten sonra; “Kardeşim, burayı

1960’dan bu yana devlet çalıştıramıyor, siz devletten daha mı akıllısınız!”

dedi. Bu benim için bir kırılma noktasıdır. Hâliyle o sektöre girmedik.

 

TRABZON TTSO’NUN ÜNÜ KENDİNİ AŞMIŞ DURUMDA

 

Fatih Bey, TTSO Meclis Üyeliği fi kri sizde nasıl gelişti?

TTSO, Trabzon

için ne anlam ifade ediyor?

Aileden gelen birikimle beraber Trabzon’daki ticari ve sanayi hayatının

içinde doğduk, büyüdük. Mesleki bilgi ile burada da olmamız

gerektiğini düşündük. Meslekten arkadaşlarımızla istişare yaptık, sağ

olsun teveccüh ettiler ve meclis üyesi olduk.

Şehir olarak nüfusumuz belki az ama TTSO’nun etkinliğine baktığınız

zaman ülke ve uluslararası anlamda ünü kendini aşmış bir kurum

görürsünüz. TTSO’dan beklediğim ve bizim de yapmamız gerekenler

var. Mesela TTSO önderliğinde 1929 yılında sanayisinde elektrik kullanılan

ve aydınlanan üçüncü il olmuşuz. O dönemde soba bile yok, yer

ateşi var. Bu, büyük bir vizyondur. Biz de TTSO’daki meclis üyeleri

olarak bu vizyoner bakışta olmalıyız. Bu bilinçle hareket etmeliyiz. Türkiye’deki

ender odalardan birisiyiz. Eskilerimizi de minnetle analım.

 

TRABZON VİZYONUNUN HALK TARAFINDAN ÖZÜMSENMESİ

GEREKİR

 

Trabzon’un genç ve vizyoner bir iş adamı olarak şehrimizin geleceğini

nerede görüyorsunuz?

Aslında bu sadece belli bir sektörün veya grubun sorunu değil. Burada

belirlenmesi gereken; şehrin vizyonunun halk tarafından özümsenmesi

ve benimsenmesidir. Ardından da bu vizyona yönelik belli hedefl

erin ortaya konulması lazım.

 

Trabzon adına düşünen herkes kendine şu soruyu sormalı: “10 yıl

sonra benim yaşadığım şehir nasıl olacak, çocuklarım nasıl bir şehirde

yaşayacak?”

 

Trabzon’un tarihten gelen bir misyonu, insan varlığı var. Kimlik

değerleri var. Ancak bunların sürdürülebilir olması ve optimum kullanılabilmesinin

temel şartları var. Ne yazık ki ilimiz bunları kaybetmiş

durumda. Bu, ülke politikalarıyla bağlantılı olabilir belki ama Trabzon

da kendi içinde bir öz eleştiri yapmalı bu durumla ilgili olarak. Trabzon’da

OSB’ye gittiğiniz zaman her kapıda ‘kaynakçı aranıyor’ diye bir

ibare var. Trabzon Endüstri Meslek Lisesi Metal İşleri Bölümü ise talep

yetersizliğinden kapanma noktasına geliyor.

 

Madencilikte 100 yıl önce

bile yöre halkının 100’de 25’i istihdam edilirken, bugün yüzde 1,5’i

bile istihdam edilmiyor. Hayvancılığa bakıldığında hepimizin yaylası

var. 20 yıl önce insanlar kendi hayvanlarıyla ihtiyaçlarını karşılıyordu

ama şu anda yaylalarda hayvan kalmadı. Bunlar düşünülürken, yapılırken,

çözüm aranırken işin Ankara’dan değil de buradan; yerinde tespit

edilmesi ve ona uygun çözüm üretilmesi gerekir. Trabzon’a vizyon biçenlerin

gerçekten Trabzon’da yaşamış, bu şehri özümsemiş ve kendi

değerlerini böyle görsel olarak değil de bilgi olarak ortaya koyan insanlardan

veya sistemlerden müteşekkil olması gerekiyor.

 

Trabzon 100 yılönce dünya şehirleri arasında iken; Paris, Londra ve Zürih’le anılırken

bugün ne yazık ki çok farklı bir yerdeyiz. Tekrar bu noktaya gelmek için

neler yapılması gerektiğini bilmemiz gerekiyor.

 

Trabzon u  belli sektörler üzerinden mi düşünmeliyiz?

 

Burada şu olmamalı. Gerek insan karakterine gerekse coğrafyamıza

uygun olmayan iş ve işlemlerin yapılmasına taraftar değilim. Mesela

yaylada 20 katlı otel yapıp da burada hizmet yaptık mantığında değilim

ben. Onun yerine doğaya uyumlu, 20 farklı bungalov tipinde ev yapılmalı.

Kısacası herkesin ortak yararına olacak işlem adımları olmalı.

Madenciliğe gelirsek, madenin ekonomik olarak kazanılmasını engelleyen

bir sürü şey var. Bugün Japonya, Kyoto’da şehrin göbeğinde belli

kurallarla bu madenciliği yapabilirken biz burada yapamıyoruz. Bunun

mantıksal izahı yok. İçme suyuna 20 km uzaklıktaki maden işletilemiyor.

Bilimsel çalışmalarda bir zarar olmadığının tespitine rağmen.

Trabzon haber basınında bu konulara daha çok yer verilmeli.

 

BÖLGESEL GELİŞMİŞLİĞİMİZ BİRİLERİNİ RAHATSIZ EDİYOR

 

Yeşil Yol olayı var gündemde. Bu yolun aslında madenlere ulaşım

için yapıldığı söyleniyor. Bunu değerlendirir misiniz?

Ben bunu bölgesel gelişmişliğin birilerini rahatsız etmesine bağlıyorum.

İçinde olan birisi olarak ona inanmıyorum. Ortaya koyulan bir

delil yok. Yol açılırken maden bulunmuyor mu? Evet, bulunuyor. O

da ayrı bir durum. Güncel bir örnek olarak şunu söyleyeyim; Uzungöl

tartışmasını, aslında şehrin bunu bu noktaya getirmesini de yadırgıyorum.

Deniliyor ki oteller çok pahalı. İyi de ben geçen hafta Kars’ta

4 yıldızlı otelde kaldım, geceliği 100 lira. Aynı odada 21 Ocak’ta 1800

liraya kaldım. Orada kayak sezonu idi. Onun için bu taleplerin olduğu

noktada bizim Trabzonlular olarak bunu söylemememiz gerekir. Şöyle

bir olgu oluşturulmaya çalışılıyor; Uzungöl’e gitmeyin, orada kazıklanırsınız!

Bu, küresel sermayelerin bir oyunu da olabilir.

İşlerinizden arta kalan zamanlarda neler yaparsınız?

Madenciliği sevmemdeki gayelerin başında işimi sevmem geliyor.

Madenciliği iş olarak yaparken hobi olarak da yapıyorum. Yeni bir şeyler

bulmak, birilerinin göremediği farklı bir bakış… Bu benim çok hoşuma

gidiyor. En büyük hobim özellikle son zamanlarda çocuklarımla

Trabzonspor maçlarını seyretmek. O çok farklı bir duygu. Şu anda tarihe

çok meraklıyım. İnsan davranışları ve Trabzondaki gelişmelerden,

olaylardan nasıl etkilendiğini merak ediyorum, bunları okuyorum.

Bunları arkadaşlarımla münazara etmeyi çok seviyorum.

 

Kitap okuyor musunuz?

 

Evet, haftada bir kitap bitirmeyi kendime görev olarak addettim.

İşimiz gereği doğanın içindeyiz. Madenciler aslında doğaya en saygılı

insanlardır, öyle olmalıdır. Bir de Trabzon haberlerini takip etmeyi, televizyonda belgesel seyretmeyi çok

seviyorum.

 

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

 

Herkesin sadece kendi sektöründe başarı elde etmesi çok önemli

değil. Eğer belli hedefl ere yürüyeceksek birbirinin aklına, düşüncesine

saygı duyan; birbirini eleştirmekten ziyade birbirine öz eleştiri yapan,

katkı veren, yönlendiren bir pozisyonda olmalıyız. Bu, ülkemiz için de

böyle. İnşallah bunu başaran toplum ve nesillerden oluruz.

Fatih Bey teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

 

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.