Bulgaristan’dan 350 bin Türk’ün 1989 yılında Türkiye’ye zorunlu göç etmesinin üzerinden 37 yıl geçti. Bu süre zarfında yaşanan trajediler hala taze. Asimilasyon politikalarının ağır yükünü taşıyan insanların hikayeleri hala yürekleri burkuyor. Sevinç Deniz, 60 yaşındaki Mustafa Mehmed İbrahimov’un kızı olarak yaşadıklarını anlattı. Asimilasyon politikalarının uygulandığı dönem öncesinde Bulgaristan’da mutlu bir yaşamları olduğunu belirten Deniz, 1983’ten…
Bulgaristan’dan 350 bin Türk’ün 1989 yılında Türkiye’ye zorunlu göç etmesinin üzerinden 37 yıl geçti. Bu süre zarfında yaşanan trajediler hala taze. Asimilasyon politikalarının ağır yükünü taşıyan insanların hikayeleri hala yürekleri burkuyor.
Sevinç Deniz, 60 yaşındaki Mustafa Mehmed İbrahimov’un kızı olarak yaşadıklarını anlattı. Asimilasyon politikalarının uygulandığı dönem öncesinde Bulgaristan’da mutlu bir yaşamları olduğunu belirten Deniz, 1983’ten sonra her şeyin değiştiğini ifade etti. İsim değiştirmeye zorlandıkları dönemde babasının Bulgar polisi tarafından baskına uğradığını ve işkenceyle hayatını kaybettiğini acı bir dille dile getirdi.
Deniz, babasının ismini değiştirmediği için nasıl işkence gördüğünü anlatırken, yaşadıklarının ailesini nasıl etkilediğini ve hala içlerinde açtığı yaraları hissettiklerini ifade etti. Kendi yaşadığı travmanın yanı sıra, asimilasyon politikalarının topluma verdiği derin yaraları vurguladı.
Yaşadığı acı olayların ardından Türkiye’ye göç eden Deniz ve ailesi için, dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın verdikleri destek büyük önem taşıyor. Türkiye’ye gelmelerinin ardından kendi hayatlarını kurmaya çalıştıklarını ve bugün geldikleri noktadan memnun olduklarını dile getirdi.
Benzer şekilde, 64 yaşındaki Nurettin Öztürk de asimilasyon politikalarıyla yüzleşti. İsmini değiştirmeye karşı çıktığı için polis tarafından tehdit edildiğini ve sonunda ismini değiştirmemek adına başka bir şehre taşındığını anlattı. Ancak Türkiye sevgisinin ve özleminin hiçbir zaman dinmediğini belirtti.
Öztürk, geçmişte yaşanan acı deneyimlere rağmen Türkiye’ye minnettar olduklarını ve hala Bulgaristan’a duydukları özlemi taşıdıklarını ifade etti. Ayrıca, “Bulgar göçmeni” tabirinin kendilerini incittiğini ve asla bu şekilde adlandırılmak istemediklerini vurguladı.
Bugün, yaşanan acı tecrübelerin izleri hala tazeliğini koruyor ve geçmişte yaşanan haksızlıklar unutulmuyor. Ancak bu deneyimler, insanların dayanma gücünü ve azmini ortaya koyarak, geçmişten ders çıkarmalarını ve geleceğe umutla bakmalarını sağlıyor.